Ankara'da Tam Teşekküllü Sağlık Raporu Alma Macerası

İş değişikliği sebebiyle, bir kağıt kürek kovalamacası içerisine girdim. Bu kovalamaca da, ilk gün Adli Sicil belgesi, fotoğraflar, muhtardan ikametgah ve nüfus cüzdanı örneği, ODTÜ'den öğrenim belgesi ve diplomanın onaylı fotokopisi, KPDS sonuç belgesi ve sair kağıtları tamamladım, gittim teslim ettim. Tam teşekküllü hastaneden sağlık raporu macerasını ise, bir müddet ertelemeyi düşünüyordum ki bu rapor olmadan işlemlerimin başlayamacağını öğrendim. Abov, dedim, kaçacak yer yok, öteleyecek zaman yok, gidip almak lazım gelir.

Sordum etrafa, yeni işe girenlere ve diğer rapor alanlara: Ankara'da tam teşekkülü hastaneden sağlık raporu nasıl alınır, en hızlı ve acısız nereden alınır diye. Belediye Hastanesi dediler, en uygun fiyatlı ve en acısız orası dediler, sorgulamadan telefon ettim, dedim ne yapmam lazım. Dediler ki, salı ve perşembe günleri heyet var, bir gün önce sabah 8 de gelin, işlemlerinizi yaptırın. Günün zaten salı olması nedeniyle, ertesi sabah, 7:45 de dikildim oraya. Hastanenin karşısında bir kulübemsi yapı var, oraya kapıya isim yazdık önce. İlk 50 kişiyi alıyorlarmış, iyi ki erken gitmişiz dedik, ama zaten 50 kişi anca olduk.

Birikipte 30 kişi kadar olunca, birer kağıt dağıttılar, iki sayfalık bir evrak idi bu. İlk sayfada ne için aldığın, işe gireceğin kurum, ve tabi ad-soyad bilgileri girilmeliydi. İkinci sayfa ise, boş bir saman kağıdı idi ve yaratıcılığım yine öldürülmüştü, duvarda yeralan örnek dilekçeleri, noktalı yerleri doldurarak kağıda yazmamızı istedi görevli. Bu görevli, iki günlük maceramızın Acun'u veya şu tüm yarışmaların bayan sunucusu var ya, ilginç saç ve dekolte kıyafetleriyle boy gösteren, hah o sunucusu, hakemi idi işte. Doldurduk, bekledik.

Sonrasında, kan vermemiz için karşı binaya, yani hastaneye yönlendirdi bizi hakemimiz. Önce kan vermek için kayıt masasına yöneldik. İşte bu aşamalarda başladı yarışımız aslında. Kulübeden çıkmış, artık önce tamamlayanın zaman kazanacağı bir yarış içerisindeydik. Kayıt yaptırınca aldığımız iki kan tüpü ile, seri halde kan alan iki hemşirenin bulunduğu kan alma odasına yöneldik. Bu iki teyze, bir yandan kan verenlere laf yetiştiriyor, bir yandan birbirlerine inceden laf sokuyor, bir yandan da günlük hayatlarındaki ıvır zıvırı anlatırken, habire kan alıp duruyorlardı.

İşte bu işlemden çıktığımızda saat 9.30 idi, veee, işte size yeni bir çelınc, ciğer mikrofilmi çektirmemiz gerekiyordu, vee, hastanede bu cihaz yoktu. Numune karşısındaki Verem Savaş Dispanseri'ne veya listeden seçeceğimiz başka bir yere gitmemiz gerekiyordu, ama hızlı olması için Numune karşısı tavsiye ediliyordu, zira saat 15:00 e kadar yetiştirmemiz gerekmekte idi. İşte yarışın yeni bir etabı başlamıştı. Kimi yürüyerek, kimi kendi arabası ile, biz ise (eşim ve ben) önce birer simit yiyip, kan alınan yere verilmeyen yara bandı yerine kan dursun diye 10 dakika kadar baskı uyguladıktan sonra eeeh diyerek, Sıhhiye'de karşıya geçip taksiye bindik. İlginçtir, ilk gidenlerdendik Dispanser'e. Başlangıç sıramız 22-23 olmasına rağmen, buraya sanırım 3-5 arası bir sırada ulaşmıştık. Amaaa...

Verem Savaş Dispanseri'nin cihazı bozuktu o gün, çekemiyorlardı. Ne yapalım dediğimizde ise, Hıfzısıhha içinde yeralan dispanseri önerdiler. İyi dedik, çıktık, arkadan gelen ekibi gördük. Taksiye atladık, gittik yeni yerimize. Burada ise, saat 15:30 dan sonra filmleri veririz dediler.

Bende filmin kopmaya başladığı anlar buralar oldu, uzun bir eeh çektim, dedim kalırsa haftaya salıya varırız heyete, kısmet. Ancak bir yandan da konuştuk bıdır bıdır, parayı alan amcaya, röntgeni çeken ve madem ailesiniz beraber çekeyim diyerek ikimizi birden içeri alan röntgen teknisyenine, bugün üçe kadar yetiştirmemiz lazım filan diye. Çıktık röntgen odasından, grubun kalanı para ödeme sırasında idi, gelmişlerdi. Sordular ne zaman teslim edeceklermiş, dedim öğleden sonra üç buçuk gibi diyorlar ama.. dememe kalmadı, yoğunlukla kız olan grubumuzdan hiiiiiii çığlığı yükseldi.. Dedim, sakin olun, biz söyledik, sizde söyleyin topluca erken çıkmamız gerektiğini, hastaneyi de arayalım, biraz gecikebiliriz cihazlar bozukmuş filan diyelim ayrı ayrı hepimiz arayalım.. Sizde arayın, giderken uğrayın filan diyenlerde oldu, evet evet diyenlerde oldu, bense sabahın kargalar pok yemeden uyandığım saatinden beri ayakta ve arabasız olarak koşturuyor olmaktan dolayı uykusuz ve yorgun olarak, huşu içerisindeydim, eve doğru yöneldim.

Yağmur yağmaya başladı yolda, metronun camından dışarıyı izlerken kendimi yakaladım, boş boş, donuk gözlerle dışarıyı izlemekte idim. Günün ikinci yarısı için güç toplamak üzere eve gidince önce bir yemek yedim, kızartmalar, köfte, pilav, avokado salatası ve yoğurdu, Kütahya'dan yeni alınan eşşek kadar büyük tabağa yerleştirip yatağa uzanarak. Mükellef bir uykudan saat 14:00 de kalktım, ve yeni etaba başladık. Sıhhiyede indik metrodan, doğruca Hıfzıssıhha'ya. Ehehe, bizim grup bıraktığımız gibi duruyorlardı, muhtemelen biraz uzaklaşmışlar ama fazla ayrılmadan hemen geri gelmişlerdi. Bu arada röntgen mütehassısı veya herkimse onunla konuşmuşlar, filmlerin acil olduğunu defalarca dile getirmişlerdi. Doktor hanım, bir liste verdi, işi acil olanlar yazsınlar adlarını önce onları halledelim diye, e ama hepimiz acildik zaten.  Yazdık, gitti içeri, 20 dakika sonra geldi, filmleri sıradan alıp temizdir, sağlıklıdır yazarak imzalamaya başladı (tabi ki bakmadan). İlk iki biz idik, ilginçtir, hemen çıkıp, hızlı adımlarla ilerlemeye başladık hastaneye doğru. Bu aradak, mesafe taksilik, metroluk, veya başka herhangi bir taşımacılık için uygun olmadığından, ancak tabana kuvvet yetişmeliydik. Yağmur bastırdı, ıslanmaya başladık, caddeleri geçmek eziyet halini aldı, BEDAŞ'ın önünden geçerken küçük karoların çamur fışkırtmasıyla benim ar muslukları açıldı, denk gelenin yedi ceddini sevgiyle anmaya başladım. Saat üçe beş kala, 14:55 te yarış kulübemize vardık. İçeri girdiğimizde hakemimiz ayakta idi, bizi beklemekteydi, az önünde bir masa ve üzerinde kan sonuçları düzenli bir şekilde yeralıyordu. Hızla kan sonuçlarımızı bulup, elimizdeki röntgen ve sağlık kurulu raporunun göğüs hastalıkları onaylanmış kısmıyla birleştirerek teslim ettik.

Kan ter içerisindeydik, ama yetiştirmiştik. Arkadan gelenler olduğunu, yarım saat kadar daha beklemelerini söyledik, mağrur bir gülümseme ile elbette ki, haberdarız biz. dedi. Ve, yarın ki görevlerimizi söyledi: Heyet denilen şeye, bizzat girmemiz bekleniyordu, bugün yorulduğumuz için yarın 8:30 da başlayacaktık yarışa. Küfrederek, söylenerek döndük.

Ertesi günü, listede on küsürüncü sırada idik, 8:15de vardığımızda. Diğer yarışmacılar bitap düşmüş olmalı ki, geç gelmişlerdi. İyi de etmişlerdi. Çünkü, saat 10:00 a kadar bekledik. Evet bekledik. Ve sokakta, tek sıra olup ayakta bekledik. Hakemimiz, kızıyordu, tek sıra beklememizi istiyordu, bekleyemiyorsanız nasıl alacaksınız sağlık raporunu diyordu, ellerini arkasında bağlayıp, sıranın başında yeralan yükseltiye çıkıp hepimizi süzüyordu. Askerlik günlerim geldi aklıma, bu görevlinin askerde ezilmiş bir gudik olduğunu, çavuşluk hasretiyle yanıp tutuştuğunu, burada bizlerden hıncını aldığını düşündüm.

Ayaklarımdan başlayan donma etkisi, tüm vücuduma yayılıp, tatlı ölüm uykusuna dalmak üzereyken bizim hakemin hazırola geçtiğini görüp irkildim. Sonra koşarak kapıyı açtı, bir kısa boylu adam kulübeye girdi. 3-5 dakika sonra bizim hakem çıktı dışarıya, sert bir ifade ile sırayla içeriye gireceğimizi, işi bitenin tekrar sıranın sonuna geçerek beklemesini emretti, emir tekrarı yapmadan, sessizce içeriye girmeye başladık.

Burada da isyan ettim sevgili okuyucu, ayazdan ve betona basmaktan donan bünyemi en azından imza alırken ısıtabileceğim diye düşünürken, adam yaklaşık 40 metrekarelik yere insanları tek tek sokmaya başladı. İçeride öyle muayene filan olduğundan, sıkışıklıktan, veya havasızlıktan değil, sadece hakemimizin bizi en fazla zorlamaya çalışmasından kaynaklanmaktaydı bu durum. Yahu dedim, girelim içeride işte 3-5 kişi bekleyerek ilerleyelim, ısınalım. Yok dedi, olmaz, düzeni bozmayın. Hakemimizin bir ruh hastası olabileceğini, içinde yatan psikopatı tahayyül etmeye başladın sanırım sevgili okuyucu. Neyse bir tur döndük girdik, suratımıza bakmadan, bir adam imza attı elimizdeki rapora, sıra ile çıktık dışarıya.

Sırayla diğer doktorlar geldiler, bizim hakem her doktorda hazırola geçti, birinde ben çavuşluk günlerimden kalma bir ses tonuyla dikkayt diye bağırdım, hepimiz hazırola geçtik, gülüştük. Bu arada grup içerisinde çeşitli kaynaşmalar oldu, kimi banka müfettişi kimi bankaya uzman yardımcısı oluyordu, kimi eski rektörün kızının koruması olacaktı, tanıdığıydı rektör, kimi ise protokolde davranış kurallarının eğitimini veren birisi idi ve anlayamadığım bir iş başvurusu sebebiyle alıyordu raporu. Hakim olacak birisi, silah ruhsatı almak için gelen birisi, bir önceki gün babasıyla gelen ve babasının kızı zannederek eşime sarıldığı için benim dövmek üzere olduğum ve fakat bugün yalnız gelmiş kokoş giyimli kızda vardı grubumuzda. İnsanın sevmediği ot dibinde bitermiş deyimini ve hakemimiz için kraldan çok kralcı olmak deyimini yerinde incelemiş olduk. Tam arkamda yeralan yarışmacı, orta yaşın üzerinde idi, vazife göremez raporu almaya çalışıyordu, oğlunun bakmakla yükümlü olduğu kişi haline gelmek ve çalışamadığı için kazanamadığı geçim parasının en fazla onda birini oğlunun üzerinden alabilmek için. Ve fakat bakmadan herkese vazife görür raporu verdiklerinden, alamıyordu bir türlü.

Üşüyen melek karımın ellerini paltosunu cebinde tuttuğunu gören asabi asabiyecinin ellerini cebinden çıkart uyarısı, göz doktorunun yüzüme bile bakmadığı için gözümdeki gözlüğe rağmen attığı tam ve eksiksiz görmektedir imzası, dahiliyecinin var mı bir sağlık sorunun sorusu, doktorlarla olan yegane iletişimlerimiz oldu, sırayla, sessizce hepimiz doktorlar lütuf buyurdukça içeriye girdik çıktık, sırayı bozmadan, nizami bir şekilde. Hepimiz ayakta, üşümüş, birbirimize sokulmuş bir vaziyette bekledik. İşimiz bittiğinde saat 11 olmuştu, donmuştuk, burnumuz akıyordu, sağlık raporu almak için hasta oluyorduk, bir çay içememiştik. Sıhhiye'deki bir pastaneye girip iğrenç çay ile kötü poğaça ve ayçöreği yedik, sıcaklığa şükrederek.

Evet, yarışımız bitiyordu, öğleden sonra saat 15:30 a kadar alabilirdik raporlarımızı, 14:30 gibi gittiğimde kalan 3-5 rapordan ikisi bizimdi, hakem ile dik dik birbirimize bakarak, önce kim kaçıracak gözünü meydan okuması ile, içimden nasılsa bitti herşey artık diyip küfrederek çıktım kulübeden.

Bazı konuşmalar ve çıkarımlar:
İkinci günü filmini ve kan sonuçlarını getirenler olmuştu, demek ki sabahta yazılabiliyordu bu rapor, illa bir gün önceden belgelerin teslim edilerek kulübenin iç bölmesinde oturan ve çay ve sigara krizine girmiş kadınların üst yazı yazması gerekmiyordu, o günde yazabiliyorlardı.

Etimesgut'da bir hastane ise aynı gün içinde tüm tetkikleri yapıp verebiliyordu sağlık raporunu.

Belediye hastanesi 58YTL gibi bir bedel alıyordu rapor için, mikro film ile birlikte 70 küsür YTL ediyordu, yol masrafları taksiler, dışarıda yemek zorunlulukları hariç. Bu 58 YTLlik masrafın içinde bir yarabandı veremiyorlardı kan aldıktan sonra.

Atatürk hastanesi, 120 YTL alıyordu tüm işlemlere, 2-3 gün sürüyordu orada. İbni Sina en ucuzuydu ama bir hafta sürüyordu raporu almak.

Öyleydi işte bürokrasinin çarkları dönüyordu, arasında hergün başka insanları çatır çatır çatırdatarak.

Yorum Yaz